Kuran müslümanlığı hakkında bilgiler

İhsan Şenocak hocaya reddiye!

İhsan Şenocak


İhsan şenocak kimdir?

İhsan Şenocak, 1974 yılında Samsun’da dünyaya geldi. İlkokuldan sonra hafızlık yaptı. 1994’te Samsun İmam Hatip Lisesi’nden, 99’da Ondokuzmayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu. Okul yıllarında muhalled usulde İslamî ilimler okudu. 2002’de Diyanet İşleri Başkanlığı İstanbul Haseki Eğitim Merkezi’ni bitirdi. 2004 yılında İslam Hukuku Anabilim Dalında “İslam Hukuku’nda Taklit” konulu teziyle yüksek lisans, “İslâm Hukuku’nda Örfün Hükümlere Etkisi” adlı teziyle de doktora yaptı. 1996 yılında Yedibeyza dergisini neşretti. 2005-2010 yılları arasında yayımlanan İnkişaf dergisinin Genel Yayın Yönetmenliğini yaptı. Milli Gazete ve Yeni Şafak’ta müstear isimle dizi ve düşünce yazıları yazdı. 2008’de Tv5’de "köprü" programını hazırlayıp sundu. Müstear isimlerle farklı türlerde çok sayıda yazı kaleme aldı. Kurucusu olduğu ve kısa adı İFAM olan İlmi ve Fikri Araştırmalar Merkezi’nde tefsir, hadis, fıkıh, akâid, usûl, nahiv, mantık, kavâid ve makâsıd gibi temel ve yardımcı ilimler okutmakta, ayrıca araştırma merkezindeki hocalarla birlikte aylık ilim, fikir ve hareket dergisi olan Hüküm Dergisi’nin ve İFAM'ın aylık olarak Arapça neşrettiği " ألمجلة الحميدية " dergisinin genel yayın yönetmenliğini yapmaktadır. Evli ve üç çocuk babasıdır.

İhsan Şeonacak'a reddiye!

Titrek sesle insanları etkilemeye çalışan, Kuransız müslümanlık öncülerinden, tarikatçı ve sünni hocalardan birisi olan ihsan şenocakın hurafelerine dikkat çekeceğiz.

1- Rivayetlere teslim olmalıyız!

İddia: Eğer peygamberin sünneti korunmasaydı, Allah azze ve celle ‘’peygambere itaat et’’ der miydi kardeşim. ''Fe la ve rabbike la yu'minune..’’ Allaha yemin olsun ki iman etmiş olmazsınız. ‘’..hatta yuhakkimuke fima şecera beynehum...'' (4:65) Hazreti Muhammed aleyhisselatu vesselamı aranızda hakem kılmadıkça, Buhari hakem olmadıkça, Müslim hakem olmadıkça Allah’a yemin olsun ki Müslüman olamazsınız. Allah diyor kardeşim, ben demiyorum. (Mişkatu'l Mesabih Dersi 26, Tarih: 18-10-2014, Yer: İfam Derneği Samsun - https://youtu.be/mCOUcmN4fgY?t=2306)

Cevap: Kuranda geçen "Allah ve Resulune itaat edin" ayetleri bizlere "Allahın elçisi aracılığıyla indirdiği ayetleri kabul edin" demektedir. Sünni hocalar ise bu ayetlerin anlamını "peygamberin vefatından 200 yıl sonra yazılan rivayet kitaplarına uyun" olarak çarpıtmaktadır.

Nitekim Resule uyun ayetlerinin Kurana uymak olduğunu söyleyen apaçık deliller vardır. En bariz örnek şudur: "Allah ve resulunden bir uyarıdır bu, anlaşma yaptığınız müşriklere." (Tevbe Suresi 1)

Tevbe 1.ayette "Allah ve resulunden uyarı" denmiş ve bir tane uyarı gelmiştir. Yani Allahın uyarısı ayet ile, peygamberin uyarısı hadis ile ortaya atılmamıştır. Mekkeli müşrikler de bu ayeti işitince "ey Muhammed, bu ayet Allahın uyarısı ise senin uyarın hangisi? Ayette Allah veresulunden uyarı" yazıyor. Sen de bir hadis söyle de senin uyarını da bilelim" dememişlerdir çünkü mekkeli müşrikler bile Allah ve Resulü denilince Allahın resul aracılığıyla indirdiği ayetler olduğunu anlamıştır.

Günümüz sünnileri ise müşriklerin bile kolayca anladığı Allah ve Resulü ifadesini çarpıtıp ikilem yapmaktadır. Hatta daha ileri gidip "Allah ayrı hükmeder, Resul ayrı hükmeder, Elçi Allahın ortağıdır, Allah gibi haram koyabilir, farz koyabilir" diyerek elçiyi ilahkonumuna getirmişlerdir. Bunu padşah ve elçisi örneğiyle daha iyi anlayabiliriz.

Bir padişah ferman yazdığı zaman onu elçisine verir ve komşu ülkeye götürmesini ister. Elçi fermanı alıp gideceği yere varır ve oradaki insanlara bunu okur. İnsanlara bu yazılı kağıdın dışında başka hükümler dayatmaz çünkü o sadece bir elçidir ve padişahın emirlerini getirmiştir. Eğer elçi de araya kendi hükümlerini sokuşturursa bu sefer kendini padişah ilan etmiş olur, kendi hükümlerini uydurduğu için padişah onu cezalandırır.

İşte aynı durum dinimiz islamda da geçerlidir. Kainatın padişahı olan yüce Allah, tarih boyunca kendisine elçiler seçmiş ve mesajlarını o insanlarla ulaştırmıştır. Resul / Elçi olarak halkına hitap eden insanlar da sadece aldıkları fermanı / vahyi duyurmuşlardır, buna ilaveten kendi hükümlerini din olarak sunmamışlardır. Emirler bir kağıda yazılmış ve kutsal kitaplar ortaya çıkmıştır. Halk dinini öğrenmek için kutsal kitapları okuyarak din eğitimi almışlardır.

Fakat insanlar nebilerin vefatından yüzyıllar sonra yazılan rivayetleri de kutsal kabul etme hatasına düşmüş ve bunları ezberlemeyi ilim öğrenmek zannetmişlerdir. Hatta senedi sağlam, senedi zayıf gibi ayrımlar yaparak kendilerince sahih elemesinden geçirmişlerdir. Yaptıkları bu ayrım kitabı yazan kişinin seçtikleri arasından olmuş, bu kitabı yazanın seçtiklerine mahkum kalmışlardır. Yani Sahihi Buhari demek, Buharinin sahih dediği hadisler demektir. Sahihi müslim demek, Müslimin sahih olduğuna karar verdikleri demektir. Oysaki bu iki kişi bazen birbirinin beğendiklerini beğenmemiş ve kitabına almamıştır. Hadis yazarlarından birisi "bu uydurma, ben bunu kitabıma almam" demiş, diğer, "bence sahih ben kitabıma alırım" demiştir. Hadis kitapları böyle ortaya çıkmıştır.

Gelelim hakem yapma mevzusuna. İhsan şenocak gibi sünni ve tarikatçı hocalar Kuran ayetlerini kendi anlayışına göre eğip bükmeyi ve cımbızla bir cümle alıp kendi görüşlerini Kurana söyletmeyi severler. "Buhari ve Müslim hakem olmadıkça cennete gidemezsiniz" iddiası da tam olarak ayet cımbızlamak ve kendi inancını Kurana söyletmektir.

Kuranı kerim kendi kendini tefsir eden bir kitaptır. Buna Hud 1 ve 2.ayetlerde dikkat çekilmiştir. Kuranın kendini tefsir etmesi demek, bir yerde bahsettiği konuyu başka ayette detaylandırması demektir. Şenocak gibi sünnilerin gösterdiği ayetin gerçek anlamını öğrenmek için o konuyla alakalı diğer ayetlere de bakmak gerekir. Bakınca ise 4:65 ayetin tefsirini 6:114 ayetinin yaptığı görülür.

"O size kitabı ayrıntılı olarak indirmişken artık Allah’tan başka hakem mi arayacağım? Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler onun senin rabbinden hak ile indirildiğini bilirler. Öyleyse sen şüphe edenlerden olma." [6/Enam suresi 114]

Enam 114 ayette yüce Allah hem Kuranın mufassal / fasıl fasıl açıklanmış / ayrıntılı olduğunu söylüyor, hem de başka hakem aramayın diyor. Böylece Nisa 65.ayeti Enam 114 ayeti açıklamış oluyor. Peygamberi hakem yapmanın yeni inen ayetleri kabul etmek ve Kurana uymak olduğu anlaşılıyor. Sünnilerin "Buhari ve müslim hakem olmalı" iddiası tek ayetle yerle bir oluyor.

Sünnilerin Kuranı yetersiz görüp başka kutsallar edinmesi, Buhari ve Müslimi Kurana ortak koşması, tıpkı mekkeli müşriklerin başka Kuran istemesine benzemektedir. Zira mekkeli müşrikler peygamberimize "Bu Kuranı değiştir veya başka Kuran getir" demişlerdir. Peygamberimiz ise "Ben vahye uyarım, kendi kafama göre hüküm getiremem" demiştir.

"Onlara apaçık olan ayetlerimiz okunduğu zaman, bize kavuşmayı ummayanlar, "Bundan başka bir Kuran getir, yahut onu değiştir" derler. De ki: "Onu kendi tarafımdan değiştiremem. Ben yalnız bana vahyedilene uyarım. Rabbime karşı gelirsem, büyük gününazabından korkarım." (10/Yunus 15)

Yunus 10.ayette müşriklerin başka kutsal kitap yani hadis kitabı istemesine karşılık rabbimiz yeni bir vahiy indiriyor ve peygamberimize "ben kurana uyarım, kuran dışına çıkmam" anlamında ayet okutuyor. Böylece müşriklerin başka kutsal kitap isteği red edilmiş, Kurana davet edilmiş oluyor. Daha sonraları ise bu müşrikler kendilerine uygun bir din oluşturmak için hadis rivayetleri yayıyorlar ve halkı Kurandan koparıp hadis kitaplarına davet ediyorlar. Böylece islam ümmeti Kurandan uzaklaşıyor ve ilim bakımından, ahlak bakımından, zeka bakımından geri kalıyorlar, uydurma hadisleri ayırt edemeyecek kadar basiretleri kapanıyor. (Bak: Uydurma hadis örnekleri)



2- Recm meselesi

İddia: Had cezası diyor ki: ''sen bu kadına tecavüz edersen şehrin meydanında ölüm seni bekliyor. Ölümü görünce o kadının evine gidemeyecek. Peki o kadına tecavüz edince ne oluyor? O kadın hükmen ölüyor artık, tecavüze uğramış kirlenmiş bir kadındır o. Kadının geride bıraktığı 5 tane çocuk var. Onlar da hükmen ölüdürler çünkü annelerine tecavüz edilmiştir. Nasıl o mahallede yaşasınlar, nasıl başlarını kaldırsınlar. Kadın haklarından bahsedenler, merhametten bahsedenler, Kuran okuduğu halde Kuran'ın hükmüne karşı çıkanlar, Recm'i çağ dışı görenler, siz iffet ve namusun düşmanı mısınız ne oluyor size? Neden recm'e karşı çıkıyorsunuz? Eğer recm cezası olsa o hayinler, o haydutlar, o namus düşmanları, ırz düşmanları ekranlarda gece kulüplerinde soylular soysuzlar namussuzlar bunlar ekrana çıkabilir mi kardeşim? Haydut adam senin ananı karını kaçırıp onu sevse aynı şekilde ona musamaha österebilir misin olur mu bu? Topluma neyi getiriyorlar? Sonra benim adamım kalıyor ilahiyat kürsüsünde, ''zinhar recim olmaz'' diyor. Peki recm olmazsa sen bak şu topluma zinakarlarla doldu.

Cevap: Kimin Kuranı kabul ettiğini, kimin hurafeleri Kurandan üstün tuttuğunu anlamının en güzel örneği recm meselesidir. Zina edenleri taşlayarak öldürmek anlamına gelen Recm, sünni hocalar tarafından islamın ceza hukukunda var denilerek savunulur. Sünni hocalardan birisi olan Şenocak da müritlerine recmi kabul ettirebilmek için "tecavüzcüler recm edilir" yalanı söylemektedir.

Tecavüz ve zina iki farklı konudur. Tecavüzde erkeğin fiziksel güç kullanarak kadının cinselliğinden faydalanmak ve rızası olmadan ırzına geçmek vardır. Zina ise hem kadının hem erkeğin gönül rızası ile cinsel ilişkiye girmesidir, zinada zor kullanma yoktur. Zor kullanma olan tecavüzün cezası idam veya mühebbet hapis (12:25) iken gönül rızasıyla yapılan zina cezası seyirciler önünde 100 kırbaç vurulmasıdır. Kuranda zina cezası olarak 100 kırbaçtan bahsedilmiştir ve bunun Allahın dini olduğu vurgulanmıştır.

"Zina etmiş kadın ve zina etmiş erkek! ikisinden her birine artık 100 celde / kırbaç vurun. Eğer Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, Allah’ın dininde onlara karşı sizi acıma duygusu tutmasın. İkisinin azabına mü’minlerden bir taife şahit olsun." [24/Nur Suresi 2]

İslamda zina cezası nedir sorusunun cevabını Nur 2.ayet vermektedir. Zina eden kadına da erkeğe de 100 celde / deriye işleyen kırbaç vurun dendikten sonra "iman diyorsanız Allahın dinini uygularken acımayın" denmiştir. Bu cümle ile celde cezasının bile ağır olduğunu vurgulayarak insanlara "acımayın" demektedir, ayrıca "Allahın dinini uygularken" diyerek bu cezanın islamın hükmü olduğunu açıklamaktadır. Peki celde Allahın dini ise recm kimin dini? Tabi ki yahudilerin dini çünkü tevratta geçiyor. Yahudilikte var olan recm cezası son şeriatta kaldırılıyor ve nesh ediliyor, onun yerine 100 celde getiriliyor.

Sünniler ise Kurandaki celde cezasını yetersiz görerek yani "bize başka kuran getir" diyenler gibi davranarak "Allah evlilerin zina cezasını Kuranda belirtmeyi unuttu, bu bekarların cezası" demişlerdir. Açıkça Allah unuttu demeseler bile iddialar onu göstermektedir. Oysaki evli, bekar, şen dul, karadul gibi ayrımlar yapılmadan evlilik dışı cinsel ilişki eylemine verilen ceza açıklanmıştır. Eylem birbiriyle evli olmayan iki karşı cinsin cinsi münasebet kurmasırır, cezası ise bekar olmaları veya başkasıyla evli olmaları fark etmeksizin 100 celde vurulmasıdır. 4 kişi bu olaya şahit olduğu zaman suç kanıtlanmış olur ve ceza tatbik edilir. Böylece toplum içerisinde öpüşmek gibi gayri ahlaki durumlar da önlenmektedir.

İnsi şeytanlar ise Allahın 100 celdeyi yeterli görmesini hazm edemeyip hadisler yoluyla islama recm eklemek istemişlerdir. Bunun için hem Hz. Aişe validemizin ağzından, hem Hz. Ömerin ağzından, hem peygamberimizin ağzından türlü hadisler uydurmuşlardır. Önce "ileride Kuranda recm bulamıyoruz diyenler çıkacak, siz onlara aldırış etmeyin" tarzında hadis uydurmuşlar, sonra "eskiden Kuranda vardı ama peygamberi gömerken odaya bir keçi girdi ve recm ayetini yedi" derler. Böylece hem Kuranın fiziksel olarak eksildiğini iddia ederler hem de Kuranın hüküm bakımından eksik olduğunu iddia ederler. İşte bu yüzden recm meselesi kimin Kuranı kabul ettiğini, kimin başka kuran istediğini apaçık şekilde ortaya koymaktadır. (Bak: Keçinin yediği ayet)

Keçi yedi yalanıyla da durmamışlar "Maymunlar zina eden maymunu taşladılar, hayvanlarda bile zina eden taşlanıyor" dedirtmek için Buhariye maymunun recmi hadisi eklemişlerdir. Kuranı değiştiremeyince hadis kitaplarına istedikleri hurafeleri ekleyerek islamı bozmaya çalışmışlardır. Eski zamanlarda bunu islam düşmanları yapmış, günümüzde ise sünni hocalar bu yalanlara kanmıştır. Hatta apaçık hurafe olan keçi hadisini kabul etmeyenlere "peygamber düşmanı, hadis inkarcısı" yaftalaması yapılmıştır. Asıl peygamber düşmanlığını yapan Kuran dışına çıkıp yeni hükümler getirenlerdir.

"Aralarında Allah'ın indirdiğiyle (Kuran ayetleriyle) hükmet ve onların hevalarına uyma. Allah'ın sana indirdiklerinin bir kısmından seni şaşırtmamaları için diye onlardan sakın. Şayet yüz çevirirlerse, bil ki, Allah bir kısım günahları nedeniyle onlara bir musibeti tattırmak istemektedir. Şüphesiz, insanların çoğu fasıklardır." (5/Maide suresi 49)



3- Ölülere yalvarmayı tavsiye ediyor!

İddia: "Peygamberimize birileri geldi ve kendilerine istiğfar etmelerini istediler. Allah Resulü'de onlara istiğfar etti. Allah Resulü'nün bu istiğfarı o an olmuş bitmiş kabul edebilir miyiz? Kıyamete kadar Kur’an baki ise ki bu ayettin hükmü de bakidir ve Muhammed (as) imdat dileyene yardım edecektir" ( İhsan Şenocak - Ülke Tv - Gerçeğin Peşinde)

Cevap: Peygambere tevessül etmek, yaşarken yanına gidip kendisine dua etmesini istemek gayet doğal bir davranıştır. Günümüzde de ağzı temiz bir hocaya gidip "hocam beni okuyup üfler misin, işlerim ters gidiyor, üzerimde nazar mı var acaba" denilebilir ve Kuran ayetleri okunup üflenerek şifa bulunabilir.

Ancak bir kişi mezarda yatan ölüye gidipte "Bana dua eder misin, Allaha dua et de benim günahlarımı affetsin" demek tıpkı hristiyanların papaza gidip günah çıkarmaya çalışmasına benzer. Dinimizde ölülerden medet ummak yoktur. Bir müslüman sadece Allaha el açıp dua edebilir. Bunun aksi bir davranış ise Allahtan başka ilah edinmek olacaktır. Bu kişi sufi şeyhi Geylani de olsa, islam peygamberi Muhammed aleyhisselam da olsa hiç kimsenin ruhuna el açıp dua edemeyiz.

Kuranda dua etmek konusunda önemli uyarılar yer almaktadır. Ölülerden medet ummakla alakalı da mekkeli müşriklerin örneği verilmiştir. Müşrikler eskiden yaşamış salih insanların heykellerini yapıp onların ruhuna yalvarır ve şefaat dilenirdi. Bunu yapma amaçları ise Allah ile aralarında bir aracı vazifesi görsün de kendilerini Allaha yaklaştırsınlar diyeydi. (39:3) Yani mekkeli müşrikler taşı Allah zanneden ahmaklar değildi, Allaha yaklaşmak için evliyaları aracı ediniyordu.

Müşriklerin cehennemlik olmasına sebep olan ölülerden medet umma hatası, günümüzde tarikatçı sufiler ve sufizme kapılmış sünniler tarafından savunulmaktadır. Oysaki bir müslüman dinini sufizm / tasavvuf gibi uzak doğu öğretilerden değil, dinin kaynağı olan Kurandan öğrenir. Dinin kaynağı olarak Kuran yeterli görülmez ise sufizm ve mekkeli müşriklerin ameli olan ruhçuluk yaygınlaşır. Böylece insanlar dindar olmaya çalışırken ruhçu olurlar ve bunu hesap gününde öğrenirler.

Allahtan başkasına el açıp dua etmenin şirk olduğunu bildiren ayetler şöyledir: "Allah'tan başkasına yalvarandan daha sapkın kimdir? Kıyamet gününe kadar ona kimse icabet etmez. Ve onlar (yalvardıkları kimseler) onların duasından gafildir. İnsanlar haşrolunduğu zaman onlara düşman olurlar. Ve onların ibadetini inkar ederler." [Ahkaf Suresi 5-6]

Ahkaf 5.ayette Allahtan başkasına dua eden, eskiden yaşamış salih kulların ruhlarından medet uman kişilere sapık, yoldan sapmış denmiştir. Ardından kıyamete kadar ona ruhların yardım etmeyeceği söylenmiştir. Yalvardıkları ruhların bu duaları işitmediği de haber verilerek boşuna kürek çektikleri haber verilmiştir. Son olarak da kıyamet günü hesaplaşmasında bu ruhların "ben sizi işitmedim, gidin başımdan" diyeceği açıklanmış ve sonuç haber verilmiştir. Her kim Allaha değil de ruhlara yalvarıyor ise boşuna kürek çekiyordur, ruhlar onu işitmeyecektir, hesap gününde bu kişiler birbirine düşman olacaktır.

Konuyla alakalı başka ayette ise "Eğer onlara yalvarsanız sizi işitmezler, duanızı işitseler bile icabet edemezler. Kıyamet günü sizin (kendilerine yalvarıp) şirk koşmanızı da inkâr edecekler. Bu haberin benzerini habir olandan başkası veremez." [Fatır Suresi 14] denmiştir. Bu ayette ölülere yalvarmanın şirk olduğu da vurgulanmıştır. Yani Kuran müslümanları olarak "ölülere yalvarmak şirktir" dediğimiz zaman bu ayeti göstermiş oluyoruz, kendi çıkarımlarımızı dayatmıyoruz. İtirazlar da Fatır 14. ayete oluyor haliyle.

Bu ayetlere rağmen ölülere yalvarmakta ısrar eden sufiler ise "Kuranda (Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin, bilakis diridirler lakin farkında değilsiniz. (Bakara 154) yazıyor, madem ki diriler o zaman bizi işitirler" derler. Bu tamamen kendi çıkarımlarıdır çünkü "şehitlere ölü demeyin" ayeti bize "Allahı bırakıp şehitlere yalvarın, ahkaf 5.ayetteki Allahtan başkasına yalvarandan daha sapkın kim vardır ayetini boş verin, kendi çıkarımınızı yapın" demez.

Şehitlik üstün bir mertebedir ve şehit olanlar mutluluk içinde rüya boyutunda yaşarlar. Yaşayanların uyurken güzel rüya görmesi gibi ameli iyi olanlar da ölüyken güzel rüya görürler. Allah işittirir ise okuyup üflediğimiz hayır dualarından haberdar olurlar. Allah gönderir ise temiz kalpli çocuklara görünebilirler. Böyle olması bizim Allahı bırakıpta şehitlere yalvarabileceğimiz anlamına gelmez. Zaten şehit dirilip dile gelse "bana değil Allaha dua edin yahu, ben Allahın kuluyum, beni yaratan varken neden yaratılmış birine dua ediyorsunuz" derdi. Bu şehit ister peygamberimiz olsun, ister geylani olsun, isterse hak yolunda savaşırken ölen bir şehit olsun, dirilip gelseler "bana değil Allaha yalvarın" derlerdi.

4- Çarşafı kutsuyor

İddia: Bu ülke burnunu göstermekten haya eden kadınların yurdudur. Osmanlı topraklarında balkanlarda islam kıyafeti yasaklandığı zaman "bu kıyafeti üzerimizden çıkaramayız, bu halde sokağa inemeyiz" deyip 30 - 40 yıl eve kendini hapsedip tabutla evden çıkan nene hatunların yurdudur. Bu zavalılar ıslahı kabul etmeyip bu halde yaşayacaklarsa onlara ait otobüsler şurada, şuraya binsinler, falan uçaklarla seyahat etsinler, kız erkek birbirlerine dudak dudağa yapışsınlar orada gitsinler. Görsene şu hayasızlığı, senin ninen oğlu dış kıyafetini görmesin diye ondan haya eder ve çarşaflarını oğullarının görmediği yerde kuruturdu.

Cevap: İslam kıyafeti olarak gösterilebilecek tektip bir giyim çeşidi yoktur. Giyinmek farklı coğrafyaların kendi geleneklerine göre olabilecek serbestlik içeren konulardandır. Yemekler, giysiler, mimari yapılar, saç ve sakal toplumların kültürüne göre değişebilir. Önemli olan haram yemeklerden uzak durmak, çıplak giyinmekten uzak durmaktır.

Bakara 233.ayette: "..Annelerin rızkı (yiyecekleri) ve kisvesi (kılık kıyafetleri) maruf'a göre bebeğin babasına aittir.." buyrularak maruf / örf nasıl ise o şekilde kadınlara o kıyafetlerden alınması istenmiştir. İslam küresel bir din olduğu için her kültür kendi tarzıyka giyinebilir. Mezhepler ise islamı arap dini haline getirmek için çarşafı ve sarığı kutsamışlardır.

Başka bir ayette ise giyimin süs olduğu vurgulanmıştır: "Ey Adem oğulları! Muhakkak size edep yerinizi örtecek (iç çamaşırı) ve süslenecek giysi (elbise) indirdik. Takva / günahtan sakınma elbisesi ise daha hayırlı olandır. Bunlar Allahın ayetlerindendir. Umulur ki derin düşünürler." [7/Araf Suresi 26]

Araf 26.ayette kıyafet giymekten daha önemli olan şeyin Takva elbisesi giymek olduğu vurgulanmıştır. Çünkü kadınlar kapalı giyindiği zaman kendilerini dindar saymakta, cenneti garantilediğini düşünmektedir. Oysa takva denilen dini emirlere uygun yaşam biçimi olmadan kapalı giyinmenin bir anlamı olmaz. Kapalı giyinmek için de çarşaf şart değildir.

Giyimle ilgili başka ayette ise dış elbiseden ve teberrüc / gösteriş yapmamaktan bahsedilir: "Nikah ümidi olmayan (60 yaşında) oturan kadınların süsleriyle teberrüc yapmadan (alımlı yerlerini sergilemeden) elbiselerini bırakmalarında üzerlerine bir günah yoktur. Çekinmeleri daha hayırlıdır elbette. Allah işitendir, bilendir." [24/Nur suresi 60]

Nur 60.ayete göre müslüman kadınlar dışarı çıkarken tişörtün üzerine bir yelek, tunik, mont, pardesü almalıdır. Kendini çarşafla rahat hissedenler elbette onu da giyebilir. Ancak "çarşaf islamın giyim emridir" demek yanlış bir dayatma olur. Bu dayatmayı mezhepler yapmış ve ele geçirdikleri bölgelerde kadınlara tektip giyim dayatmışlardır. En bariz örneği Afganistanda Burka dayatması olmuştur. Sünniliği din edinmiş taliban isimli bir gurup Afgan yönetimini ele geçirince yıllarca kadınlara çarşaf ve burka dayatmışlardır.



Sünnilik dininin 4 mezhebi kadınlara siyah çarşafı farz ilan etmiştir, hatta peçeyi de farz kılmışlardır ancak Hanefi mezhebi "çirkin ise peçeye gerek yok" diyerek hafif bir inidirim yapmıştır. Mezhepler kendilerine dinde haram ve farz koyma yetkisi verdikleri için hem kadın giyimi konusunda hem yiyeceklerden neyin haram olduğu konusunda hükümler belirtip hadlerini aşmışlardır.

Dini hüküm koyma yetkisi peygamberde bile yokken mezhepler kendinde bu yetkiyi nasıl bulabilir? Mezhepçiler de bu adamların görüşlerini nasıl din haline getirebilir? Cevap Kuransız müslümanlık ile. Medreselerde Kuran yerine hadis ve mezhep öğretileri aşılanmış, talebeler bunların kişisel görüşler olduğunu ve dinen bağlayıcılığı olmadığını bilmeyip dinin kendisi sanmışlardır. İlk öğrendikleri şey sünnilik olunca da konulara ayetlerle cevap vermek yerine "şu mezhebe göre böyle, bu mezhebe göre böyle, öteki mezhebe göre şöyle, öbür mezhebe göre de böyle, bunlardan birisini seç" demişler ve insanların kafasını karıştırmışlarıdr.

En bilindik örnek "elin kanarsa abdest bozulur mu" sorusudur. Hanefi bozulur demiş, şafii ve diğerleri bozulmaz demiş. Yani ortada iki tane birbirine zıt cevap var. İkisi de hak ilan ediliyor. Oysa hak bir tanedir ve hem bozar hem bozmaz demek kafa karıştırmaktır. Nasıl davranırsan davran bir mezhebin görüşüne denk gelmektedir. Ayrıca mezhepler abdest bozma gibi basit konularda değil, insan hayatını ilgilendiren önemli konularda da hükümler koymuş ve Kuran dışına çıkarak eksik gördükleri dini tamamlamaya çalışmışlarıdr. (Bak: Mezheplerin yeri)



Şimdi gelelim "burnunu göstermeye utanan kadınlar vardı, çocuk tahrik olmasın diye çarşafını gizlice kurutan kadınlar vardı, çarşaf giymeyenler orda burda öpüşüyor" iddiasına. Bu sözlerle kara çarşafı kutsallaştırmaya çalışan Şenocak, aslında eşeğin aklına karpuz kabuğu sokmaktadır. Bir çocuk neden kara çarşaftan tahrik olsun, hem de annesinin çarşafı? Demekki bu hocanın tarikatına mensup olanlar çarşafı iç çamaşırı gibi görüyorlar ve gizlice kurutuyorlar.

Ayrıca "çarşaf giymeyenleri görüyoruz sokakta oğlanlarla öpüşüyorlar" iddiası da genelleme yaparak bütün çarşaf giymeyenler iffetsiz ilan etmektedir. Oysaki karalara bürünmeden normal giyinenler de iffetli olabiliyor. Birkaç kendini bilmezi örnek göstererek bütün normal giyim kadınları iffetsiz ilan etmek de tarikatçıların kendi inancını dayatmak için nasıl alakasız örnekler verebildiğini gösteriyor.

Bu alakasız kıyaslamalardan birisi de "çarşaf giymeyelim de mini etek ve kırmızı topuklu ayakkabı mı giyelim" oluyor. İki tane uç noktayı gösterip ortadaki ideal kısmı göremiyorlar. Kafalarındaki giyi algısı ya çarşaflı olacaksın ya da mini etekli topuklu ayakkabılı olacaksın imajı var. Halbuki anadolu kadınının giyinme şekli ile de tesettürlü olabilirler. Ancak her seferinde uç örnekler vererek kendi çarpık inançlarını haklı göstermeye çalışırlar.

Sonuç: İhsan Şenocak ve onun tabi olduğu sufi sünni yolu, islamdan farklı bir dine davet etmektedir. Gençler bu tür hocaları dinleyerek hurafeler öğrenmekte ve Kurandan uzak kalmaktadır. Talebelerine Allahtan hidayet diliyor ve bir an önce basiretlerinin açılmasını ve Kuran müslümanı olmalarını diliyoruz.

3 yorum:

  1. Sizin hiç mi aklınız yok Peygamber sünnetlerine dil uzatan bu sayfayı ne amaç ile kurdunuz;

    Bir de utanmadan şu kelimeyi kurabiliyorsunuz;" ''Buhari ve müslim hakem olmadıkça müslüman olamazsınız'

    Sünnetleri bab halinde toplayan İmam buhari ve imamı Müslim gibi alimler hakkında utanmadan Bu lafı Allah'tan korkmadan söze alabiliyorsunuz;

    Buhari, Müslim;;; Hiç bir şekilde kendilerine has bir kitap ortaya koymamıştır;

    Bu nasıl bir bakış açısı;

    Yazıyı baştan sona okudum her kelimesinde Bana kur'an yeter mantığını esas alarak bir iftira yazısı;

    Fiziksel saldırı da işin ayrı boyutu tabi ki; Bunun için de ayrı bir vebal alıyorsunuz;

    YanıtlaSil
  2. Yanlışlarınız çok

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tekrar okuyun, neyin yanlış olduğunu bulabilirseniz buraya yazın.

      Sil

Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?